TOPLUMSAL ÇÖKÜŞE DOĞRU…

Yasin EMRAK

Herkes, her varlığa (sadece canlılar değil) karşı sorumludur. Toprak, Hava ve suya karşı bile sorumluluklarımız vardır. Şiddet genel bir sorun olduğu ve şiddetin en büyük mağdurları çocuklar olduğu halde, sadece kadına şiddetin gündem yapılmış olması masum değildir. Şiddete karşı mücadele ettiğimiz ve asla şiddete başvurmadığımız halde “kadınlara şiddet” propagandalarına aldananların algılarını düzeltmeye çalıştığımızda, sanki şiddeti savunuyormuş gibi suçlanmamızın mantıklı hiç bir izahı yoktur.

İnsanın haksızlık karşısında öfkelenmesi ve saldırıya karşı şiddete başvurması bir savunmadır ve doğaldır. Yapılması gereken “Öfkeyi yenmek” değil, öfkenin ve şiddetin kontrolü ve doğru kullanılmasıdır.
Bu söylemden rahatsız mı oldunuz?

Örnekleyelim; evinize hırsız girerse, çocuğunuza biri bilerek ağır bir kötülük yaparsa, biri sarkıntılık ederse ne yaparsınız?

Saldırı karşısında gösterilen şiddetin hukukta da karşılığı var ve “Nefsi müdafaa” olarak tanımlanır. Yalnız ani gelişen olaylar dışındakiler “nefsi müdafaa” olarak değil “İhkakı Hak” olarak tanımlanır ve suç olarak görülür.

Ülkelerin de orduları ve güvenlik güçleri ellerinde çiçek ile dolaşmıyor.

Gelelim asıl meseleye; kadına şiddet, neden özellikle son 10 yıldır artış gösterdi?

Boşanma süreci ve sonrasında oluşan Kadına Şiddet, basiretsizlikten ve adaletsizlikten besleniyor. Çünkü boşanmalarda yargı açıkça kadından yana taraf oluyor. Üstüste gelen birikimler sonucu patlak veren “ihkakı hak şiddetleri” cinsiyetle özdeşleştiriliyor. Şiddetin asıl nedeni olan “öteki şiddet ve süreci” yok sayılıyor, tamamen gözardı ediliyor.

Şiddet sadece kadınlara yönelik değildir. “Kadına şiddet” propagandalarının yoğunlaştırılarak 6284 sayılı yasanın yapıldığı 2012 yılından önceki verilere göre aile içi şiddet sebebiyle öldürülen erkek ve kadın sayısı arasında büyük bir fark yoktur.

Şiddet sadece fiziksel değildir. Kadınların fiziksel olarak erkeklere göre zayıf olmaları algımızı etkiliyor. Erkeklerin ve toplumun kadını koruyucu yapısı görmezden geliniyor. Benzer şiddet olaylarında erkek ve kadın şiddetine karşı toplumun verdiği tepkiler farklıdır. Sosyal olarak erkekten beklenen kendi hakkını kendisinin korumasıdır. Boşanma davalarındaki ihtilaflarda hukukun erkekler aleyhine uygulanması nedeniyle de “erkek kendi hakkını kendi korumaya çalıştığında” ise adı “Kadına Şiddet” olmaktadır. Adalet düzeninin tarafsız olmaması şiddetin asıl kaynağıdır.

Kadın şiddetine maruz kaldığını iddia eden bir erkeğe “ne yani sen bu gücünle kadıni engelleyemediğini mi söylüyorsun?” şeklinde erkek şikayeti haklı görülmüyor. Ancak erkek fizik gücüyle kadını engellese; burda kadının alacağı (engellemek için bilekten tutma ve “bilekte lezyon morluk” şeklinde bur raporla) işin rengi bir anda “kadına şiddet” oluyor. Bu konuda tüm derneklerimizde raporda var, vaka da ifadeler de.

Şiddet günümüzün sorunu da değildir. Geçmişte eğitim metodu olarak şiddetin aile, okul ve askerde kullanıldığını hatta toplumun yapısının şekillendirilmesinde de şiddete başvurulduğunu biliyoruz. Üstelik geçmişte de şiddet en çok çocuklara uygulandı. Orta yaşın üstünde olan nesil; maşa, sopa, kemer, terlik ve süpürge ile “terbiye” edildi. Kadınların geçmişte gördüğü şiddet ise en çok yine kendi hemcinsleri olan kaynanalarından geldi. Geçmişte erkeğin kadına şiddetinden bahsedeceksek zehirlenerek öldürülen ve faili meçhul kalan kocalardan, çocuklardan ve kaynanalardan da bahsedelim.

Bunlardan bahsedince rahatsızlık duymanızı anlıyorum, çünkü ben de rahatsız oluyorum.
“Rahatsız oluyorsan neden uç örnekler veriyorsun?” diyorlar.
Karşıt örnekler vererek kıyas-ı nefs yapılmasını amaçlıyorum. Bunlardan bahsedince rahasız olanların; “erkekler aleyhinde uç örneklerle ve absürt örneklerle yapılan gri ve kara propagandalara destek vermelerini” anlayamıyorum.

Erkeğin kadına şiddeti onlarca yıldır konuşuldu herkes farkında zaten ve karşı. Şimdi madalyonun öteki yüzüne bakma zamanıdır.

Ben de bilirim her nefsin hoşuna gidecek yaldızlı cümleler kurmayı, ne yazık ki cümlelere yaldız vurmakla çözüm üretilemiyor. Yaldızlı cümleler, ilgiyi konuya odaklamak yerine “nefsi okşayarak dikkati dağıtmaya” yarar. Gerçekten çözüm istiyorsak hakikatlerin olduğu gibi ortaya konulması gerekir. Maalesef Aile ve Adalet Bakanlıkları ketum davranıyor. Açıkça aile düşmanlığı yapan Mor Derneklerle dahi Kadınlar lehine her türlü işbirliği yapılırken, aileyi yıkan konuları araştırmak için sorduğumuz sorular dahi cevapsız kalmaktadır. Komisyon ve çalıştaylara da Mor Dernekler alınırken, ne biz ne de refik derneklerimiz davet edilmedi ve bize yer verilmedi. Bunlardan da çıkan sonuçlar önceden planlanan sonuçlardı. Yapılması düşünülen Yasal düzenlemeler şayet Boşanma ve Velayeti; Şantaj, sömürü ve RANT aracı olmaktan çıkarmazsa yaşanan sorunlar daha da ağırlaşarak devam edecek ve çözüm için belki bir 30 yıl daha geçmesi gerekecektir. Bunun da vebali ağırdır.

Bu mücadelede aktif yer alan ve elini taşın altına koyanlar zaten yaşayacakları sıkıntıları yaşamış ve çoğunu da atlatmış fedakar babalardır. Yani “başka canlar yanmasın başka aileler yıkılmasın, çocuklar mağdur olmasın” diye çabalıyoruz.

Biz avrupa destekli bol kepçeyle fonlanan; toplumu ifsad dernekleriyle ve şeytani söylemlere karşı toplum için çaba gösterirken; bize yöneltilen “Kendimizi merkeze aldığımız” suçlaması “konunun bilinmediğinin ve hiç bir şeyin farkında olunmadığının” delilidir.

Şiddet ve Cinayetlerin sona erdirilmesi konusunda samimiyseniz gelin beraber çalışalım, beraber çözüm üretelim.

Konuyu sadece tek taraflı ele alarak varılabilecek yere zaten varıldı. Bu politikalara devam edilirse, bundan sonrası TOPLUMSAL ÇÖKÜŞTÜR.

Tek çare adaletin gerçekten tesis edilmesidir.

About Yasin Emrak

Sürüye uymayan her koyun, çoban için derttir. Ortak aklın ne olduğunu birgün keşfedersek belki bir şeyler düzelir.

Bir cevap yazın